Friday, September 19, 2008

Zalim Yeniçeri'nin Ruhu

Belki de en fenasıymış bu alemin,
Yaparmış hep en kötüsünü herşeyin,
Küçükken diline sürülen biberler,
Ağzına açmış delikler,
Tatlı sözden anlamaz,
"Sulugöz"e bile ağlamaz,
Bir Seydosman Efendi varmış.
Mavi gözlerinin altı morarmış,
Kara kaşları değermiş saçlarına,
Saçları benzermiş püskül-i mısıra,
Derler ki, bahçesindeki tavuklar bile ondan kaçarmış,
Çünkü vücudunun her yerine hacı misi sürer de evden çıkarmış.
Kırmızı fesi kapatamazmış koca kafasını,
Hiç elinden düşürmezmiş kızılcık sopasını,
Bütün mahalle korkarmış bu adamdan,
Çünkü hep haraç toplarmış onlardan,
"Neden alıyorsun bizden liraları?,
Nasıl doyuracağız bu balaları?"
Sorularına verdiği cevap tekmiş:
"Vay vay seni çok bilmiş!
Öyleyse şimdi diyeceklerimi de biliver,
Topla pılını pırtını,burdan tez gidiver,
Zira 'Zalim Yeniçeri'nin Ruhu" gelince,
Bakmayacak zengine, fakire, yaşlıya, gence.
O zaman sakın gelme kapıma,
Kurtar bizi Seydosman, diye yalvarma! "
Eh, fukara ne yapsın, parayı vermek zorunda,
Yok ki yağız bir delikanlı oğlu yanında,
Anaları ölmüş yedi güzel kızıyla,
Beraber yaşarmış Nalbant Selim Usta,
Torun sevecek elleri nasır bağlamış,
Pembe olacak yanakları isle kaplanmış,
Bütün gün çalışır, demir döver durur,
Ancak böyle sekiz boğazı doyurur.
Kızların ise herbiri daha güzel bir diğerinden,
Lakin biri en akıllısı içlerinden.
Hamarat Neriman derler adına,
Köyde herkesin koşar yardımına,
Çuvalını taşıyamayan dedelerin,
Kuyruğu tenekeli kedilerin,
Burnu akan bebelerin kurtarıcısı,
Köyün ismi gibi cesur bacısı.
Severlermiş köydekiler onu yedisinden yetmişine,
Fakat söverlermiş Seydosman Efendi'nin gelmişine geçmişine,
Derlermiş ki hep "Keşke terketse Zalim Yeniçeri'nin Ruhu sokağımızı,
Seydosman'a vereceğimiz paralarla donatsak soframızı.."
Günler böyle geçerken Allah'ın bu köyünde,
Bir salgın peydaholmuş ahırların birinde.
Bir at, iki at derken düşüvermişler birer birer yere,
Salgın yayılmış diğer bütün ahırlara, evlere.
Ölünce hayvanlar ne yapsın bizim Nalbant Selim Amca,
Nasıl para kazansın kimsenin nal çakılacak atı olmayınca,
Yaşlı adamcağız kara kara düşünmeye başlamış,
Seydosman Efendi gelince ne yapacağım ben, diye ağlamış.
Babasının bu halini gören Neriman hemen bulmak istemiş bi çare,
Seydosman gavurunu köyden temelli uzaklaştıracak bi mucize.
Düşünmüş iki gece üç gün aralıksız düşünmüş,
Aklına gelmeyince iyi bir fikir mutsuz olmuş, yüzünü düşürmüş.
Üçüncü günün akşamı gelmiş Seydosman kapılarına,
Demiş, "Usta, sende bir miktar emanetim olacak, ver onu bana"
Selim Usta nerden bulsun bu kısa zamanda o kadar parayı,
"Kıtlık oldu köyde Seydosman Bey oğlum, param yok bundan dolayı"
Seydosman sinirlenmiş, kapıyı pencereyi kırmış,
"Ne demek param yok?" diye bağırıp sopasını çıkarmış.
Kızı Neriman anlamış, bu adam zavallı babasını dövecek.
Hemen bişeyler yapmazsa babasını ancak mezarda ziyaret edecek.
Atlamış babasının önüne, derler ya zor zamanda gelirmiş yaratıcı çözüm,
"Seydosman Efendi, babamın sana verecek emaneti vardır, bu benim sözüm,
Lakin karnımızı doyurmamıza izin ver, ondan sonra öderiz size borcumuzu"
Seydosman hiç dinler mi," Şimdi ödeyin yoksa kırarım boynunuzu"
Neriman son bi çabayla babasını kurtarmaya çalışmış, "Duur!,
İstediğin para yerine bir cansa eğer, babamınki yerine benimki de oluur!
Ben geleyim seninle birlikte, sana evinde hizmet edeyim,
Yeter ki bağışla babamın canını, ölene kadar her dileğini yerine getireyim!"
Seydosman ahlaklı değil ki domuzdu bir insan kılığında,
Neriman'ın sözlerini duyar duymaz kelebekler uçuştu karnında,
En kısa zamanda paranın ödenmesi koşuluyla kabul etti bu dileği,
Ömrünün en güzel yıllarını heba edeceği eve götürdü bu güzel meleği.
Bilmiyordu ki Seydosman, bu çok kötü bir fikir olacaktı,
Nalbant Selim'in kızı onun sonunu hazırlayacaktı.
Bundan bihaber Seydosman, Neriman'a dünyayı dar edermiş.
Yaptığı yemekleri beğenmez, kolalayıp da ütülediği kıyafetleri giymezmiş.
"Kıtlık biter yakında, babam öder borcumuzu,
Kurtarır beni bu hayattan, görmem bir daha bu domuzu".
Ama kıtlık yüzünden bütün ahırlar boşalmış,
İşlerini yapamadıklarından herkes aç kalmış.
Seydosman Efendi tehdit etse de onları Zalim Yeniçeri'nin Ruhu ile,
Alamamış onlardan bir buğday tanesi bile.
Bu gidişle şehirde gördüğü yakutlu zümrütlü kemeri alamayacağını anlayınca,
Hiddetlenmiş bir akşam, " Anlayacaksınız Seydosman'ın kıymetini Yeniçeri gelip de canınızı alınca"
Bir hışımla yürümeye başlamış evine doğru, "Yeniçeri kıracak ceviz gibi kafalarınızı",
Ne Neriman'ı görmüş gözleri, ne de elindeki sıcak çayı, kan gibi kırmızı,
Dökülmüş Seydosman'ın bulunmaz hint kumaşından gömleğinin üzerine,
Birden o sert adam gitmiş, sanki küfürbaz bir velet gelmiş onun yerine,başlamış Neriman'a küfretmeye,
Tam o sıralarda 130 kilometre ötede yaşlılıktan gözleri âmâ olmuş Müvedded Ebe,
Gelinine,"Gözlerim görmüyor diye aptal da sanma beni, Selmangillerin Nurteen,
Kulaklarım çın çın çınladı ettiğin küfürlerden", demiş gelini ona boş gözlerle bakarken,
Neriman demiş, "Ebemin ne suçu var, Seydosman Efendim? Söveceksen bana sövesin,
Ben şimdi gider sana temiz gömlek getiririm, sen burda bekleyesin.."
Seydosman'a gömlek ararken Neriman, bir eski çuval bulmuş,
Bakmış ki içine bir koca kara çarşaf görmüş,
Bir koca çarşaf ki sersen yere,
Kırkbir velet yatar üzerine,
Lakin kokar aynı Seydosman gavuru gibi,
Kırkbir köye yayılır misk-i "hacımisi".
Hemen kapatmış torbayı,
Bekletmemelidir Seydosman'ı..
Gün dönmüş, gece olmuş,
Neriman Seydosman'a kahve koymuş,
Bir isteği var Neriman'ın, demeye korkarmış,
Fakat en sonunda ağzındaki baklayı çıkarmış,
Kız kardeşleri demişler ki "babamız hasta,
Sabah akşam seni anıp durur, bilsen nasıl yasta"
Seydosman'ın istediği göz bir iken, Allah vermiş iki,
"Gittiğinde o yaşlı moruğa söyle, bendeki borcu da birikti,
Ödesin bir an önce parasını,
Yoksa bozacak bu kalender Efendisi ile arasını"
Neriman gitmiş ertesi gece babasının yanına,
Öpmüş, sarılmış yaşlı babasının boynuna,
Uzun uzun kardeşleriyle konuşmuş,
Hiç bozulmamış odası, büyük bir huzurla uyumuş.
O gece büyük bir gürültüyle kırılmış evlerinin kapıları,
Gök gürültüsü denginde bir sesle bölünmüş hepsinin uykuları,
"Gelsin karşıma bu evin sahibi olan kafir,
Onda alacağım birşey var ki çok acildir"
Neriman arayıp durmuş sesin kaynağını,
Karanlıktır, kızcağız göremez kendi ayağını.
Yaşlı Selim Usta sormuş, kızgın ama sakin bir tonda:
"Bre kimsin ki sen böyle gecenin yarısında gelirsin?
Üstelik evimin kapısını kırıp da ayağına gelmemi emredersin?"
Gök bir kez daha gürlemiş:
"Hala anlamaz mısın ben kimim?
Bütün köyün adını bile anamadığı 'Yeniçeri'yim.
Senin canını almaya geldim bu gece,
Saygısızlık ettin, bir cezayı hakettin bence,
Bu cevabının bedelini ağır ödeyeceksin,
Teker teker kızlarının öldüğünü göreceksin.."
Karanlığın içinden bir karanlık daha büyümüş sanki,
Büyüyüp büyüyüp de kaplamış evin içini,
Herbirinin nefesini söküp almış ciğerlerinden,
Bilmedikleri bir korku okunuyormuş gözbebeklerinden,
Yaklaştıkça o kara gölge,
Sonlarını görür gibi oluyorlarmış önlerinde,
Sonra tuhaf bişey olmuş,
Sanmışlar ki ölüm denilen şey böyle kokuyormuş.
O ağır koku sardıkça ortalığı, bizimkilerin benzi daha çok sararmış.
Sadece Neriman gerçeği anlamış,
Yiğit kız Yeniçeri'ye bakıp konuşmuş:
"Ey Yeniçeri'nin Ruhu! Bütün köy senden neden korkmuş?
Tek meziyetin gecenin bir yarısında kadınları ve yaşlıları uyandırmakmış."
"Sen ne diyorsun be akılsız?
Demek sen olmak istiyorsun öldüreceğim ilk kız!"
Neriman yaklaşmasını beklememiş bu yalan Ruhun,
"Beş aydır ne ile yıkadıysam, gitmedi o pis kokun,
Benden sana bir tavsiye, limon kolonyası diye bişey çıkmış, onu kullan,
Hacımisi kokusunun modası geçeli çok oldu, Seydosman"
Çekmiş almış üstünden kara çarşafını,
Kabak gibi ortaya çıkarıvermiş adamın kocakafasını,
Gerçeği anlayınca Neriman'ın kardeşleri kapmışlar tüfeği,
Köyü terkedene kadar kovalamışlar köpeği.
Halktan topladığı bütün paralar sahiplerine dağıtılmış,
Üç gün üç gece köy meydanında eğlence yapılmış.
"Zalim Yeniçeri'nin Ruhu" efsanesi köyden sonsuza dek silinmiş,
Bu naçiz hikaye de burada bitmiş..