
Neşeli bir geceydi. Arkadaşlarımla eğlenceden dönmüştüm. Biraz içkiyi fazla kaçırmışım. Saat 4 sularında eve döndüğümde topuklu ayakkabılarım elimdeydi ve çıplak ayaklarımla evimin kapısına giden yoldaki her taşa takılıyordum. Her takıldığım taşta gülmem biraz daha artıyordu. En sonunda taşlı yol bittiğinde evin girişindeki verandaya oturmak zorunda kaldım. Beni taksiyle eve bırakan arkadaşlarım Merve ile Hakan halime bakıp katılarak gülüyorlardı. Bense her üçümüzün de haline gülüyordum. Merve bana arabanın camdan beline kadar sakmış haliyle kocaman bir öpücük gönderdi. Sonra da taksi yavaşça kapımdan uzaklaşarak sokağın köşesinden dönüp gözden kayboldu. Ben de çantamdan ev anahtarımı bulmaya çalışıyordum. Ama çantada birbirinin aynısı 2 ev anahtarı vardı ve ben birini bile tutamıyordum. En sonunda pes ettim ve sırtımın arkasındaki basamağa dirseklerimi dayadım ve yukarı baktım... Gökyüzüne... Değişik parlaklıkta sonsuz sayıda yıldız vardı.. ve bunların içinden milyonlarcası bana göz kırparken benim onlara dik dik bakmam doğru değildi.. Ben de onlara göz kırptım. Sanki tam da bunu yapmamı bekliyormuş gibi yaşlı olduğunu hayal ettiğim küçücük parlak bir yıldız, ağır ağır süzüldü gecenin siyah yüzünden ve kayıp gitti. Bir dilek hakkım vardı artık. Herşey olabilirdi o dilek. Ama yarım saniyeden az bir sürede çıkıveren ismi yakalayamadım ağzımdan kaçarken. Ve işte o anda film koptu. Gecenin büyüsü bozuldu. Kendime düşünmeyi yasakladığım, çivi çiviyi söksün diye yerini başka isimlerle doldurmaya çalıştığım isimdi o. İsmin sahibi hakkında hatırladığım şeyler, 6 yıldır yüzünü bile görmediğim, adını ise ortak arkadaşlarımızdan bile çok nadir duyduğumdu. Şimdi keşke burada olsaydı, demeyeli bu kadar uzun zaman olmuşken neden şimdi vodka? Ya sen, şarap? Sen masum musun sanki? En suçlusu sensin belki de. Her damlanda biraz daha onu gösterdin bana. 6 sene boyunca, çift olarak girsem bile, tek başıma sabahladığım yatakta onun adını fısıldadın bana. Yüzü biraz daha solsa da her ziyaretinde, gülümsüyordu bana elâ elâ. Bu da bana yeter, desem de asla yeterli gelmeyendi O.
Böylesine mutlu bir geceye ne de güzel! bir son. Orada, elimde ayakkabılarım, dağılmış saçlarım ve hayalgücü gerektirmeyecek kadar açılmış yırtmacımla verandada otururken, o gece neyi kutladığımızı bile unutmuştum. Şimdi ne kadar anlamsız geliyordu terfi olmam? Aklıma gelen anılar 6 sene öncekilerin tıpatıp aynısıydı ve hiç de terfi olmayı da düşünmüyorlardı. Onlar hala elele dönülen okul yolundalardı. İncir çekirdeğini doldurmayan konularda olsa bile dört gözle beklenen SMSlerdeydi. "Still I'm Sad"in introsunu dinliyor, sinemada "Kelebek Etkisi"ni izliyorlardı.
Başımı yukarı kaldırdım tekrar. Sanki hiç birşey olmamış gibi yanıp yanıp sönüyorlardı yıldızlar. Yine göz kırpıyorlardı bana ve hiç de özür diler gibi bir halleri yoktu. Bu defa karşılık almayacaklardı. Kızgındım onlara. Bunun tek iyi tarafı anahtarlarımı bulabilecek kadar ayılmama neden olmasıydı. Eteğimi düzelttim. Ayağa kalktım. Basamakları çıkmaya başlamadan önce tekrar baktım gökyüzüne. Onlara söyleyecek bir çift sözüm vardı... Derken, bir yıldız daha kaydı. Ve bu kadar kızgınlığın, şaşkınlığın üzerine ağzımdan yine aynı isim fırlayıverdi o anda: Driant !

