"Senin annen belki bu çorbayı havuçlu yapıyor olabilir ama ben havuçsuz yapıyorum. Beğenmiyorsan, sofradan kalkmakta serbestsin.."
Ayla, bu kızgınlıkla elindeki kaşığı fırlatıp attı Selim'ın ağzını açmasını beklemeden. Hızlı adımlarla salona gitti. Pencerenin önünde durdu. Selim'in her zamanki gibi, arkasından gelmesini, beline sarılıp, çenesini Ayla'nın omzuna koymasını bekledi. Bir ayak sesi, parkelerden gelecek herhangi bir çıtırtı bekledi. Oysa ne bir ses vardı, ne de bir nefes.. Arkasını döndü, sessizce tekrar mutfağa girdi. Selim, bıraktığı yerde, son gördüğü gibi duruyordu. Gözleri mutfak dolaplarına takılmış ancak boş bakıyordu. "Kimbilir neler düşünüyor?" diye geçirdi içinden Ayla. Az önce hışımla kalktığı yere tekrar oturmaya hazırlanırken farketti ki, kocası artık eskisi gibi genç değildi. Şakakları kırlaşmış, avurtları çökmüştü. Yerine oturduğu sırada gözleri mutfak dolaplarının esaretinden kurtulan Selim de karısının yüzüne baktı. Ayla da yaşlanmıştı, gözlerinin etrafındaki çizgiler artık daha belirgindiler, ve dudakları.. Gülmek için, eskiden olduğu kadar kolay gerilmiyordu. Birbirlerine bakarak, konuşmadan durdular uzun bir süre. Sonra Selim konuşmayı başlattı:
"Seni kırmak istemedim. Havuçlusu da güzel oluyor dedim sadece." dedi Selim.
"Biliyorum," dedi Ayla."Bir an için kendime engel olamadım."
"Çok yoruluyorsun bu aralar istersen konuşmayalım bu konuyu şimdi, dinlen biraz!" diye önerdi Selim.
"Hayır" diye haykırdı Ayla."Konuşalım, ertelemekten sıkıldım artık. Bizi hep erteledik. Bak ne olduk 8 senede. Çorba yüzünden birbirimizi kırıyoruz."
"Tamam, konuşalım öyleyse" dedi Selim.
Ayla hayal kırıklığına uğramış bir sesle; " Ne yani? Sen bir sorunumuz olduğunu düşünmüyor musun?" diye sordu.
"Anlamadım. Nasıl yani?" dedi Selim şaşkınlığını gizleyemeyerek."Konuşmak istedin, ben de peki, konuşalım, dedim."
"Hayır, konuşalım dedin ve bana baktın. Sana göre bu evlilik, sadece benim için mi ters gidiyor?"
"Ben bunu kastetmedim. Birbirimizi ertelediğimizi söyledin. Ertelenenler konuşulsun, diye sen başlayacaktın söze!" dedi Selim. Kendini savundu. 8 senedir yaptığı tek şey buydu. Kendini savunmak.. İşlediği veya işlemediği bütün manevi suçlardan kendini kurtarmaya çalışmak.. Evlilik böyle birşey miydi? Bunları düşünürken artık ilk zamanlardaki sevgisinin, gücünün kalmadığını hissetti Selim. Ayla belki de haklıydı. Ertelenmişlerdi ama artık zaman aşımından dolayı düşmek üzereydi evlilikleri. Farketmesi, neden bu kadar uzun sürmüştü, bilemedi.
Bu defa karşı cinsin ağzını açmasını bekleyemeyen taraf, erkek oldu:
"Ben ayrılmak istiyorum." dedi ve ayağa kalktı.
Kadın konuşamadı, bir kaç saniyeliğine nefes de alamadı. Öylece durdu ve bekledi. Erkeğin bulundukları odadan çıkışını izledi. Paltosunu almak için ilerlerken, çıplak ayaklarının parkelerde bıraktığı izin yavaşça kayboluşunu gördü. O anda mutfak üzerine yıkılmaya başladı sanki Ayla'nın. Hergün en az 5 saatini geçirdiği evin, kendi üzerine doğru yürümeye başladığını hissetti. "Gitme desem", diye düşündü," kalır mı?" ayrılmak Ayla'nın istediği son şeydi. Selimsiz bir hayat bilmiyordu, o olmazsa sudan çıkmış balık gibi her saniye daha çok kuruyarak ölürdü. Sokak kapısı açıldı ve ardından hemen kapanıverdi. Ayla koştu, kapanan kapıyı açtı ve gözyaşları ile haykırdı:
"Öğrenirim!" dedi. Selim arkasına baktı:
"Neyi öğrenirsin?"
"Havuçlu çorba yapmayı.."
Kadın kapıya yaslandı, erkek ise duvara.. Ne kadın kapatabildi 8 senelik kocasının arkasından kapıyı, ne de erkek yürüyüp gidebildi.. Birbirlerine bakakaldılar..
No comments:
Post a Comment