Saturday, June 6, 2009

Kız Düştü


Kız üzülmüştü. Böyle olmasını beklemiyordu. Koşman gerek dediler ona, koşmuştu işte.. Ama ayağı taşa takıldı. Şimdi yere düşüyordu. Henüz yere düşmemişti ama düşüyordu. Birazdan ağzı, burnu kanayacak; dizleri, avuçlarının içi sıyrılacaktı. Burada yanında biri olsaydı, onu tutardı. Ama etrafta kimseler yoktu. Kız yalnızdı. Kız sessizdi. Yardım için bağırmak anlamsızdı. Ona düşüncelerinden başka kimse o kadar hızlı ulaşamazdı. Belki de düşmesi gerekiyordu. Şimdi! Hemen! Yaklaşan asfalta daha önce hiç şimdiki kadar dikkat etmemişti. Belki de yüksekteyken gözleri, ayaklarının altında kalan bu alaca renkli cisime hiç değmemişti. Yeşil veya kırmızı olabilirdi asfalt, gri-siyah olmak yerine. İşlevini yerine getirmesi yeterliydi kız ve diğerleri için. Fakat şimdi farkediyordu gerçeği. Ayaklar yakındı yere. Görüyordu asfaltın karasını. Bir adım sonrası hep siyahtı onlara. Koşmak bunu değiştirmeyecekti. Baş zorlamadıkça onları, ayaklar koşmak istemezdi. Ayakları zorlamak yersizdi. Kızın başı şimdi siyah asfaltla tanışacaktı işte. Aşağısı her zaman siyahtı. Ayakları ağrımaya başladığında yavaşlamalıydı ama o durmadı. Daha sonra ayakları yalpalamaya başladığında yavaşlamalıydı ama kız o zaman da durmadı. Düşüşü sert olacaktı, canı yanacaktı; farkındaydı şimdi. Daha önce bir hışımla ezip geçtikleri yakacaktı canını. Ve düştü kız. Koşarken ayaklarına çektirdiği ızdırap yaktı yüzünü. Yüzüstü uzanmışken yere ayakları ve yüzü aynı seviyede iken, anladı neden düştüğünü. Kız bir bütündü. Ayakları, elleri, başı, gövdesi; hepsi bağlıydı birbirine, bağımlıydı. Doğru zamanda doğru adımı atmalıydı. İstese bile başını ayaklarından daha ileri götüremezdi. Ayakların ise her zaman bir başı vardı ama doğru idare edilmezlerse, bütün vücut dengesini kaybeder, işte şimdiki gibi yere düşerdi. Yaralarına baktı, bacakları sıyrılmıştı, burnu kanıyordu.
Ayaklarından yardım alarak ayağa kalktı. Tekrar yürümeye başladı, ama bu defa asfaltın bilincinde. Bu defa ayaklarını yormadan...

No comments:

Post a Comment